Giritli Sırrı Paşa

GİRİTLİ SIRRI PAŞA (h. 1260-1313 / m. 1844-1895)

1. Hayatı

Konya’dan göç ederek Girit’e yerleşmiş Türk bir aileye mensup olan Sırrı Paşa, 1844 yılında Girit’in Kandiye şehrinde dünyaya gelmiştir. Kaynaklarda Giritli Sırrı Paşa, Sırri-i Giridî ve Selim Sırrı Paşa olarak da zikredilmekte olup babası Helvacızade Tosun Efendi’dir.  Henüz on iki yaşındayken babasını kaybeden Sırrı Paşa’nın Fuat Paşa, Nuri Paşa, Mübeyre ve Mehmet Efendi isimli dört kardeşi olduğu bilinmektedir.  Kandiye ulemasından Cevri Efendi’den tahsil gören Sırrı Paşa , on altı yaşında Kandiye Mahkeme-i Şer’iyyesi’nde kâtip olarak memurluğa başlamış, vefatına kadar divan kâtipliği, mektupçuluk, mutasarrıflık, askeri sevkiyat sebebiyle komiserlik ve valilik görevlerinde bulunmuştur.  Kandiye Mahkeme-i Şer’iyyesi’nde kâtipliğinin ardından 1860 yılında Hanya’da evkaf kâtipliğine başlamıştır. Bir süre İstanbul’da kaldıktan sonra Yenişehr-i Fenerde (Larissa)  Merkez-i Meclis Kitabeti’nde çalışmış, daha sonra Vezir Tepedelenli İsmail Paşa’nın Bursa valiliği döneminde divan efendiliği görevinde bulunmuştur. 1867 yılında Sadrazam İbrahim Edhem Paşa Yanya valisi iken onun Kalem-i Mahsus’unda çalışan Sırrı Girîdî, aynı yıl bu vilayetin mektupçu muavinliğine getirilmiştir. 1868’de Aydın vilayetinin mektupçu muavinliği görevine tayin edilmiş, ertesi yıl Prizren vilayetinde birkaç yıl mektupçu unvanıyla görev yapmıştır. 1872’de Tuna vilayeti mektupçuluğu görevine getirilen Sırrı Paşa, sırasıyla Rusçuk, Bihke (Bihaç), Banyaluka, İzvornik ve Vidin’de mutasarrıflık yapmıştır. Sırrı Girîdî’nin Rumeli Beylerbeyi unvanı ile Vidin mutasarrıflığı görevi sırasında Osmanlı-Rus savaşı patlak vermiş, Doksanüç Harbi’nin sonunda Rusya ile imzalanan Ayastefanos Antlaşması’nın bazı hükümlerini icra etmek üzere Varna-Şumnu komiseri unvanıyla görevlendirilmiştir. Ardından Karesi (Balıkesir) mutasarrıflığına tayin edilmiştir. Daha sonra sırasıyla Trabzon (1879), Kastamonu (1881), tekrar Trabzon (1882), Ankara (1884), Sivas (1886), Diyarbakır (1888), Adana (1889), Bağdat (1890) ve becayiş sûretiyle tekrar Diyarbakır’da (1891) valilik görevinde bulunmuştur. Bağdat valiliği sırasında vezir rütbesini alan Sırrı Paşa, birinci rütbe Osmanî ve Mecîdî nişanlarına da sahip olmuştur.  

Sert bir mizaca sahip olduğu nakledilen Sırrı Girîdî’nin yüklendiği görevleri titizlikle ve gayretli bir şekilde yürüttüğü ifade edilmektedir. Valilik yaptığı her vilayette bayındırlık ve yol hizmetlerine öncelik vermiş, sağlık hizmetleri çerçevesinde Kastamonu’da kadın ve erkekler için ayrı ayrı otuzar yataklı iki Frengi hastanesi açmış, Diyarbakır’da salgın hastalıkları önlemek için tedbirler alarak bir gureba hastanesi kurmuştur. Sivas’ın ilk gureba hastanesi Sırrı Paşa’nın gayretleriyle açılmıştır. Diğer yandan suyollarının tamiri, telgraf hatlarının onarımı ve düzenlenmesi, nehirlerin ıslahı ve ziraatın gelişmesiyle de özellikle ilgilenmiştir.  Bağdat valiliği sırasında inşa ettirdiği Hindiye Seddi ve Sırriye Barajı günümüzde hâlâ ayakta durmaktadır.  Görev yaptığı şehirlerde mevcut matbaaları destekleyen Sırrı Paşa’nın basın ve yayın faaliyetlerinin önemine dair de iki makalesi bulunmaktadır. Kastamonu vilayetinin resmi gazetesinde yayınlanan “Bend’i Mahsus” ve Ankara resmi gazetesinde yayınlanan “Teceddüd” isimli makalelerinde vilayet gazetelerinin görev ve sorumluluklarına vurgu yapmakta, gazeteleri bir eğitim-öğretim vasıtası olarak görmüştür. Müellife göre bölgesel olayları gizlemeyerek doğruları yazmakla mükellef olan gazeteler, işini iyi yapan memurlarını överek şevklendirmelidir. 

Sırrı Paşa, 1869 yılında Aydın vilayeti mektupçu muavinliği görevi sırasında Hekim İsmail Hakkı Paşa’nın küçük kızı olan Leyla Saz Hanım (1850-1936) ile evlenmiştir. Küçük yaşında Sultan Abdülmecid’in kızlarından Münire Sultan’ın yanına nedime olarak verilen Leyla Hanım sarayda yetişerek iyi bir eğitim almıştır. Arapça Farsça, Fransızca, Rumca ve eski Yunanca bilmekte olup şairliği ve bestekârlığıyla tanınmıştır.  Leyla Hanım’ın Solmuş Çiçekler ve Haremin İçyüzü isimli iki kitabı günümüze ulaşmıştır. Sırrı Paşa’nın Leyla Hanım ile evliliğinden Yusuf Râzî Bel, Vedad Tek, Nezihe Beler ve Feride Ayni adında dört çocuğu vardır.  Sırrı Paşa vefatından bir süre önce Leyla Hanım’dan boşanmış ve sonrasında Ferhunde Hanım ile evlenmiştir. Tek çocukları Kandiyeli Kamuran Bey’dir.  Kalp hastası olduğu bilinen Sırrı Paşa, Diyarbakır valiliği sırasında rahatsızlığının artması üzerine tedavi için İstanbul’a gelmiş burada 11 Aralık 1895 tarihinde vefat etmiştir. Cenaze masrafları Sultan II. Abdülhamid tarafından bizzat karşılanmış, yine II. Abdülhamid’in emriyle cenazesi Sultan Mahmud Türbesi haziresine defnedilmiştir. 

2. İlmî Kişiliği ve Eserleri

Siyasi kimliği kadar ilmi kişiliğiyle de ön plana çıkan Sırrı Paşa, müfessir, şair, edip, ve hattat olarak bilinirken aynı zamanda kelam ilmiyle iştigal etmiştir. Kendine mahsus hoş bir rika hattı olduğu nakledilen Paşa, “Sırrî” mahlasıyla şiirler kaleme almıştır. Yaşadığı dönemde nesri, nazmından üstün olarak anılmış, bazıları tarafından rika hattı ve nazmı taklit edilmiştir.  Girîdî, bir konuşmacı olarak belagatiyle, zarif mektuplarıyla ve güçlü bir şekilde yazılmış resmi gönderileriyle dikkat çekmiştir. İyi bir Türkçe kompozisyon modeli olarak kabul edilen mektupları, konuşmaları ve gazete yazıları Mektûbât-ı Sırrı Paşa adıyla bir araya toplanmıştır.  Arapça, Farsça ve Rumca bilen Sırrı Girîdî, Râzî’nin Mefâtîhu’l-Gayb isimli Fatihâ Sûresi tefsirini Osmanlı Türkçesine tercüme etmiş, tefsirlerinde Arapça ve Farsça kaynaklara çokça başvurmuş, bazı kelimeleri tam manasını yansıtmak gayesiyle özellikle Farsça olarak açıklamıştır.  Tefsire dair yedi adet eseri bulunan Sırrı Paşa bu eserlerini Osmanlıca yazmış olmakla birlikte yabancı kaynaklardan alıntı yaptığında çoğunlukla kaynağın Arapça ya da Farsça orijinal metnine de yer vermiştir. Genellikle bu alıntıları tercüme etmekle birlikte çevirinin olmadığı yerler de mevcuttur.  Ayetlerin tefsirini yaparken kelime ve kavramların lügat ve nahiv manalarını vermiş, bazen de delil ya da manaların daha iyi anlaşılması için Arapça, Farsça ve Türkçe şiirlerden örnekler getirmiştir.  Görev yaptığı bölgenin ulemasıyla yakın ilişki içerisinde olan Sırrı Girîdî evinde ilmi toplantılar düzenlemiş, bu meclislerde uzun ilmi münakaşalar gerçekleşmiştir. Girîdî Sırr-ı Furkan isimli tefsirinde, Diyarbakır valiliği sırasında Keldânî Başpiskoposu Abdi Yesû’ Efendi ile aralarında geçen bir münazarayı aktarmaktadır. Musul valisi Muhammed Reşid Paşa’nın da bulunduğu bu münazara Hıristiyanlığın mahiyeti üzerine gerçekleşmiştir. 

Sert bir mizaca sahip olan Sırrı Paşa, Kemal İnal’ın aktarımına göre yazdığı bir şiir ya da eser hakkında fikrini sorduğu kişilere asıl düşüncelerini söyleyeceklerine dair önce yemin ettirirdi. Ancak çocuğu olarak tasvir ettiği eserleri hakkında olumsuz bir yorum ya da eleştiri yöneltildiğinde ise oldukça sinirlenerek bazen o kişi ile görüşmeyi keserdi.  Bununla birlikte yayınlamadan önce eserlerini kontrol ettirdiği, görüşlerine oldukça kıymet verdiği kişiler de mevcut olup bunlardan birisi Harput Yusuf Paşa Medresesi müderrisi Abdülhamid Hamdi Efendi’dir. Aralarında 17 yıl süren bir dostlukları olup, Sırrı Paşa ilmi şahsiyetine güvendiği Hamdi Efendi’ye bazı eserlerini bastırmadan önce tahkik etmesi için göndermiş, önerilen yerlerde düzeltmeler yapmıştır. Sırrı Paşa bazı eserleri için Abdülhamid Hamdi Efendi’den takriz yazmasını da istemiştir.  Sırrı Girîdî’nin Bend’i Mahsus, Hazire-i Evrak ve Celal Nuri İleri tarafından çıkarılan Yarın Mecmuası gibi dergilerde yayınlanmış makaleleri mevcut olup vilayet gazetelerinde de yazıları basılmıştır. Bu yazıların içeriği çeşitli olup gazel ve şiirlerin yanı sıra Osmanlı-Rus savaşına dair bilgiler, harp vakaları, gazetecilik ahlakı, misyonerlerin faaliyetleri, çeşitli vilayetlerdeki yabancı okulların durumu gibi konuları hakkında yazılar kaleme almıştır. 

Sırrı Paşa’nın tefsir, kelâm, mantık, dinler tarihi, mezhepler tarihi, dil ve edebiyata dair eserlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

Tefsire Dair Eserleri:

1. Sırr-ı Kur’an: Sırrı Girîdî, Fahreddin er-Râzî’nin Mefatihu’l-Gayb isimli eserinin giriş, istiaze, besmele ve Fâtiha sûresinin tefsirini içeren kısmını Osmanlı Türkçesi’ne çevirerek Sırr-ı Kur’ân adıyla bir cilt, üç cüz olarak 1302 (m. 1885) yılında yayınlamıştır.  Râzî’nin tefsiri Osmanlı âlimleri arasında sıklıkla başvurulan bir eser olmasına rağmen Osmanlı’nın son dönemine kadar Türkçe’ye tercümesi yapılmamış, muhtemelen ilk tercüme teşebbüsü Sırrı Paşa tarafından gerçekleştirilmiştir.  Sırrı Girîdî, Sırr-ı Kur’an’ın girişinde “Mukaddeme-i Mütercim” başlığı altında Kur’ân tefsirinin inceliklerini bedîhî bir tarzda sunması sebebiyle Mefâtîhu’l-Gayb’ı Türkçe’ye tercüme ettiğini belirtmektedir. 

2. Ahsenü’l-kasas: Yusuf sûresinin tefsiri olan Ahsenü’l-kasas eseri üç cilt olarak 1309 (m. 1891) yılında İstanbul’da basılmıştır. Tefsirinde rivayetlerin yanı sıra aklî delillere de yer veren Sırrı Paşa, ayetlerdeki edebî inceliklere dikkat çekmiştir. Bununla birlikte müellif, eserinin bazı yerlerinde “istidrat” başlığı altında ayetin tefsiriyle ilgili olmayan ancak önemli gördüğü konulara uzun uzun değinmiştir.  Nitekim eserin basılmadan önce gönderildiği Bâb-ı Meşihat, tefsirin önemini kabul etmekle birlikte bazı ayetlerde eserin bir tefsir olduğunun unutularak farklı konulara dalındığını ifade etmiş, eserin ancak tashih ve ıslah edilerek basılabileceği belirtilmiştir. 

3. Sırr-ı Meryem: Meryem sûresinin tefsirinin yapıldığı eserde Hz. Îsâ’nın doğumu ve hayatının yanı sıra bazı Peygamberlerin kıssaları ile Hz. Zekeriyyâ ve eşinin Hz. Yahyâ ile müjdelenmesi de ele alınmıştır. Eserin iki cilt olduğu belirtilmekle birlikte günümüzde ancak birinci cildine ulaşılabilmiştir. Birinci cildi önsöz, mukaddime ve Meryem sûresinin otuz üçüncü ayetine kadar tefsirinden ibaret olup eserin mukaddimesinde “İlm-i Tefsir”, “Tabakât-ı Müfessirîn” ve “Adâb-ı Müfessirîn” başlıkları altında tefsir ilmiyle ilgili bazı bilgiler verilmiştir. 

4. Sırr-ı Furkân: Furkan sûresinin tefsirini içeren eserin ilk baskısı 1302 (m. 1885) yılında üç cilt olarak gerçekleşmiştir. Girîdî, eserin girişinde Fahreddin Râzî’nin Mefatihu’l-Gayb’ını okurken Furkan sûresinin tefsirinden oldukça etkilendiğini ve bu kısmı tercüme etmeye başladığını ifade eder. Ancak Sırrı Paşa tercüme ile yetinmeyerek Furkan sûresini tefsir etmiş, diğer tefsirlerden de eklemeler yaparak müstakil bir eser haline getirmiştir. 

5. Sırr-ı İnsân: İnsan sûresinin tefsiri olup 1312 (m. 1894) yılında tek cilt olarak basılmıştır. Girîdî girişte eseri yazma sebebini Allah’ın rızasını kazanmak ve Sultan Abdülhamid Han’ın teveccühüne mazhar olmak şeklinde açıklar. Muhteva ve kaynak açısından zengin bir içeriğe sahip olan eserinde Fahreddin er-Râzî’nin Mefatihu’l-Gayb, Beydâvî’nin Envârü’t-Tenzîl ve Esrârü’t-Te’vîl, Ebussuûd’un İrşâdü’l-Akli’s-Selîm, Zemahşerî’nin el-Keşşâf gibi birçok tefsirlerden faydalanılmış, Farsça ve Arapça beyitlerden de istifade etmiştir. 

6. Sırr-ı Tenzîl: Ahsenü’l-kasas, Sırr-ı Furkan ve Sırr-ı İnsan tefsirlerinin bir özeti olarak 1311 (m. 1893) yılında üç cilt halinde basılmıştır. 

7. Tabakât ve Âdâb-ı Müfessirîn: Tefsir ilminin inceliklerine dair bilgiler verilen bu eser, aslen Sırr-ı Meryem’in mukaddime bölümü olup Sırrı Paşa’nın vefatından sonra damadı Mehmed Ali Ayni tarafından Tabakât ve Âdâb-ı Müfessirîn ismiyle müstakil bir risâle olarak basılmıştır. Sırr-ı Meryem’in basımının gecikmesi sebebiyle mukaddimenin ayrıca basılmasını uygun gören Mehmed Ali Aynî, eserin sonuna “Sâhib-i Eserin Terceme-i Hali” başlığı ile Sırrı Paşa’nın hayatı ve eserleri hakkında bilgiler vermiştir. “İlm-i Tefsir”, “Tabakat-ı Müfessirîn” ve “Adab-ı Müfessirîn” şeklinde üç ana başlığa ayrılan eserde Sırrı Paşa, tefsir ilminin konusu, müfessirlerin beş tabakaya ayrılması, müfessirin bilmesi gereken on beş ilim, Kur’ân’ın kısımları, tefsir çeşitleri gibi mevzulara değinmiştir. 

Kelam, Mantık, Dinler ve Mezhepler Tarihi Eserleri:

1. Şerh-i Akâid Tercümesi: Necmeddin en-Nesefi’nin akaide dair risâlesine Sa’deddin et-Taftazani’nin yazdığı şerhin Osmanlı Türkçesi’ne tercümesi olan eser, yetmiş altı sayfalık bir mukaddime ve dört cüzden oluşmaktadır. Girîdî, Şerh-i Akâid’in tercümesini yaparken Siyâlkûtî, Gelenbevî, Kaşifî, İbn-i Haldun gibi âlimlerin ilmî eser, hâşiye ve ta’liklerinden de alıntılar yapmıştır. Bununla birlikte “Lil-mütercim” ibaresi altında kendi yorumlarını da esere eklemiştir. Tercüme, şerh ve özetleme şeklindeki esere Çerkeşizâde Mehmet Tevfik Şerh-i Akâid-i Nesefî Tercümesine Bazı Tashihat Risâlesi ismiyle otuz sayfalık bir tenkit yazmış, Cevdet Paşa da Sırrı Girîdî’yi tebrik ederek tercümedeki bazı yanlışlara değinmiştir. 

2. Rü’yetullah’a Dâir Risâle: Şerh-i Akâid’de yer alan rü’yetullaha dair bölümün müstakil tercümesidir. Eser kelam ilminde önemli bir tartışma konusu olan ahirette müminlerin Cenab-ı Hakkı görmesinin mümkün olup olmadığı üzerinedir. 

3. Nakdü’l-kelâm fî akâidi’l-İslâm: 1310 (m. 1892) yılında basılan eser, Şerh-i Akâid’in özeti mahiyetinde olup konu dizilimi açısından benzer olmakla birlikte içerik açısından eklemeler mevcuttur. On iki bölümden oluşan eserde sistematik kelam konularının büyük bir kısmına değinen Girîdî, Maturîdi, Eş’ari, Ebu Muin en-Nesefî, Bakillâni, Cüveynî, Gazalî, İcî gibi âlimlerin eserlerinden nakillerle içeriği genişletmiştir.  İlm-i Kelâm’ın Özü adıyla 1987 yılında özet olarak neşredilen eser, genişletilmiş tam metin olarak sadeleştirilerek 2021 yılında yayımlanmıştır. 

4. er-Rûh: İsra sûresinin seksen beşinci ayeti çerçevesinde yazılan eser, ruha dair olup 1305 (m. 1887) yılında basılmıştır. Eserde “Kendini bilen Rabbini bilir” hadis-i şerifine atıf yaparak, insanın kendi hakikatini bilebilmesi için de ruhun mahiyetinin bilinmesi gerektiği vurgulanır.  Bu bağlamda risâlesinde ruhun mahiyeti, âlimlerin ruha hangi anlamları verdiği, ruhun çeşitleri, bedenle ilişkisi,  ruh ve ölüm arasındaki ilişki gibi konuları ele almış, diğer eserlerinde olduğu gibi bu risâlesinde de İslam âlimlerinin eser ve görüşlerinden yararlanmıştır.  2021 yılında yine Rûh adıyla sadeleştirilerek neşredilmiştir. 

5. Ârâü’l-milel: Kelam ve mezhepler tarihine dair olan eser 1303 (m. 1886) yılında basılmıştır. Kelam ilminin tanımı ve kısa tarihi verildikten sonra “Küfrü gerektirmeyen ihtilaflar” başlığı altında Hz. Peygamber’in vefatından hemen sonra ortaya çıkan ayrılıklar ele alınmıştır. “Hilafiyat” başlığı altında ise İslamî fırkaları sekiz büyük fırka ve alt fırkalar olarak açıklar.  Eserin yapısı Cürcanî’nin Şerhu’l-Mevâkıf’ına benzemekle birlikte Sırrı Paşa’nın eserinde kelime ve terimlerin açıklamalarını yapması, ihtilafları detaylı olarak ele alması ve Ehl-i Sünnet akidesinin de bir özetini vermesi açısından özgündür. 

6. Mi’yârü’l- Makâl: 1303 (m. 1886) yılında basılan eser klasik mantık ilmine dair olup bir mukaddime ve dokuz bölümden oluşmaktadır. Eserde öncelikle Arapça paragraf verilmiş sonra bu paragraf Türkçe’ye tercüme edilmiştir. Eserin içeriği mevcut klasik mantık kitaplarıyla benzer olmakla birlikte bazı noktalarda daha ayrıntılı açıklamalar yapmaktadır. 

7. Nûrü’l-hüdâ li-meni’stehdâ: Sırrı Paşa’nın Diyarbakır valiliği sırasında kaleme aldığı eser, Hıristiyan misyonerlerin faaliyetlerine karşı Hıristiyanlığın bâtıllığını ortaya koymak amacıyla yazılmıştır. Hicrî 1310 (m. 1892) yılında Osmanlıca tek cilt olarak yayınlanmıştır. Diyarbakır vilayet matbaasında basılan eser 191 sayfa olup eserin sonunda Diyarbakırlı Lebibzâde Muhammed Subhuddin tarafından yazılan bir takriz bulunmaktadır. Müellif reddiyesinde zaman zaman Diyarbakır Keldânî Başpiskoposu Abdi Yesû’ Efendi ile aralarında geçen münazaraya da yer vermektedir.  Tezimizin asıl konusunu içeren Nûrü’l-hüdâ li-meni’stehdâ eserine ileride detaylı olarak değineceğiz.

Dil ve Edebiyat

1. Galatât: Sırrı Paşa’nın bu eseri, İbn Kemal’in Türkçe’de yanlış kullanılan Arapça kelime ve ibareleri ele aldığı Galatât’ül-Avam isimli eserinin genişletilmiş halidir. İbn Kemal’in eseri bu alanda ilk eser olup ardından gelen eserlere kaynaklık etmiştir. Üç bölümden oluşan eserinde Sırrı Girîdî, Galatât’ül-Avam’da incelenen seksen yedi kelimeye eklemeler yaparak yüz üç Arapça kelimeyi kullanımları açısından incelemiştir. 

2. Mektûbât-ı Sırrı Paşa: Eser, Sırrı Paşa’nın resmi yazışmaları ve özel mektuplarını ihtiva etmekte olup üç cilt olarak basılmıştır. Eserde Girîdî’ye ait vilayet gazetelerinde yayınlanmış makaleleri, nutuklar, layihalar, telgraflar, şiirler, teşekkür ve övgü mektupları ve Arapça birkaç nutuk bulunmaktadır. Dönemin siyasi hayatı hakkında önemli ipuçları sunan eser, Sırrı Girîdî’nin eğitim, ulaşım, bürokrasi, devlet hizmeti gibi konuların yanı sıra ilim ve edebiyata verdiği değeri de göstermesi açısından önemlidir. 

Sırrı Paşa’nın bu eserlerin dışında Divançe-i Sırrî isimli bir şiir mecmuası ile Giritli Şairler isminde bir eserinin olduğu ifade edilmekle birlikte günümüzde bu eserlere ulaşılamamıştır.  Bir diğer ulaşılamayan eser ise Lek Dukakin isminde olup Arnavutların adetleri ve ahlakıyla ilgili bazı kanun ve kuralları konu almaktadır.  Bursalı Mehmed Tahir tarafından Sırrı Paşa’ya ait olduğu ifade edilen Numûne-i Adâlet ulaşılamayan bir diğer eser olup, Lazistan Mutasarrıfı Hüseyin Rüşdü Paşa’nın mahkeme kayıtlarının bir derlemesidir.  Sırrı Paşa Trabzon valiliği döneminde Lazistan mutasarrıfı olan Hüseyin Rüşdü Paşa’yı yolsuzluk, kaçakçılık, cinayet, eşkıyalık ve bazı suçlara göz yumduğu gerekçesiyle tutuklattırıp hapse attırmış, Rüşdü Paşa’nın itirazları üzerine mahkeme Şûrâ-yı Devlet’e yansımıştır. Bu eser de muhtemelen Hüseyin Rüşdü Paşa’nın yargılanma sürecini anlatmaktadır.  Yine Bursalı Mehmed Tahir tarafından Sırrı Paşa’nın Sırrı İstivâ isimli bir tefsir eseri olduğu ifade edilse de günümüzde henüz bir nüshasına ulaşılamamıştır.

Ürün Favori Listenize Eklendi

Daha iyi bir deneyim için izninizi istiyoruz.

Şamil Yayınevi olarak, sizlere daha güvenilir ve kişiselleştirilmiş bir alışveriş deneyimi sunabilmek için çerezleri kullanıyoruz. Çerezler, tercih ve ilgi alanlarınıza yönelik özel içerikler hazırlamamıza yardımcı olur. Zorunlu çerezler haricindeki çerezlerle toplanan veriler, yurt dışında yerleşik altyapı tedarikçilerimize aktarılmaktadır. Çerezler vasıtasıyla hangi kişisel verileri topladığımız ve nasıl kullandığımız hakkında daha fazla bilgi edinmek için aydınlatma metnimizi buradan inceleyebilirsiniz: Aydınlatma Metni. Çerez politikamız ve kişisel verilerinizin korunması hakkında daha detaylı bilgi almak isterseniz, Çerez Politikamız sayfasını ziyaret edebilirsiniz.