Yanyalı Mustafa İsmet Garîbullah Efendi’nin 19. yüzyılın ikinci yarısında Edirne’de kaleme aldığı Risâle-i Kudsiyye, Nakşibendî tasavvuf yolunun seyr ü sülûk anlayışını mi‘râc, sırr-ı ekber ve nüzûl kavramları etrafında bütünlüklü bir model içinde ele alan manzum bir tarîkatnâmedir. Eser, sâlikin gönlünü, mir’ât-ı Mevlâ olan Hz. Peygamber’e yönelmiş mürşidlerin gönül aynasına tevcih eder; gönül aynaları arasındaki yansımalardan (in‘ikâs) doğan bu bağ (rabıta), sâlikin Cemâl-i bâ-kemâl’e doğru çıktığı yolculuğun (mi‘râc-ı rûhânî) en önemli vesilesi hâline gelir.
Eserde sırr-ı ekber ifadesiyle mi‘râc-ı rûhânînin şeriatla olan hususî ilişkisine dikkat çekilir ve bu ilişkinin, yol emniyeti açısından taşıdığı önem ortaya konur. Bu yolda ulaşılan fenâ ve bekā mertebelerinin ardından sâlikin nüzûl ederek seyr-i anillâh ve seyr-i fi’l-eşyâ mertebeleriyle halka dönüşünden de söz edilir. Bu dönüşün, peygamberî verasete dayalı daha yüksek bir kemâl ufku olduğu vurgulanır. Böylece seyr ü sülûk, yükseliş ve dönüş hareketiyle tamamlanan dairevî bir yapı arz eder.
Risâle-i Kudsiyye’nin yapısı da muhtevasıyla uyum içindedir. Bâb tertibi, bend düzeni ve müseddesler hâlindeki nazım şekli, metnin irşad içeriğinin düzenli ve kademeli biçimde aktarılmasını sağlar. Özellikle müseddes bendlerindeki iki kademeli redif yapısı esere ahenk, ritim ve akılda kalıcılık kazandırır. Böylece eserin didaktik ağırlığı, şekil ile muhteva arasındaki uyum ve ritim-tekrarın sağladığı ahenkle dengelenmiş olur.